Kudüs için neler yapabiliriz?

​- Bireyler olarak dua etmek ve maddi destek göndermek dışında Kudüs için ne yapabiliriz?

  • Ekonomik veya askeri savaş yapılmadan, Kudüs’ü direnişle işgalden kurtarmak mümkün olabilir mi?
  • Duaların gücü tabi ki tartışılmaz, ama rahmetli bir devlet büyüğümüzün de dediği gibi “Ebabil kuşlarını mı bekleyeceğiz?”
  • Bireyler nasıl daha aktif olur, siyonizme güçlü darbeleri tek başına nasıl indirebilir?

Cevap
Değerli kardeşimiz,

  • İslam’da maddi cihat ancak devletin eliyle yapılır. Çünkü, fertlerin bu konudaki bilgilerinin yetersizliği yanında, götürü ve getirilerinin kuvvetli ihtimallere dayandırmaları da mümkün değildir.
  • Kaş yaparken göz çıkarma türünden yapılacak her türlü faaliyet İslam’ın onay vermeyeceği işlerdir. Mesela; İsrail’in bir kentine/bir semtine bir boma atarak birkaç kişiyi öldürmek birçok açıdan mahzurlu olabilir. Her şeyden önce zaman gösterdi ki, bir-iki Yahudiyi öldürmek, yirmi-otuz Müslümanın hayatına mal oluyor. Kaldı ki, İslam’da savaşa katılmayan, yaşlı olanların, kadın ve çocukların öldürülmesi caiz değildir. “Pirinç almaya giderken evdeki bulgurdan olmak.” akıllıca bir davranış olmasa gerektir.
  • Kudüs meselesi, yalnız siyonistlerin meselesi değil, aynı zamanda Batı dünyasının ve özellikle Amerikan’ın da meselesidir. Bu ve benzeri sebeplerden ötürü bize göre şu anda devletlerin dışındaki grupların “maddi cihad” gibi bir eylem türüne kalkışmaları uygun değildir.
  • Maddi cihad dışında insani her türlü yardımda bulunmaları elbette çok güzeldir. Değişik ülkelerde bu alçakça oyunu, Müslümana yakışır bir vakarla -terör ve anarşi imajını veren her türlü menfi hareketten uzak kalarak- protesto etmek son derece önemlidir.

Sövüp saymadan İsrail’in zulmünü ve yandaşlarının sinsi hıyanetlerini ilmi verilerle ortaya koyup haykırmak Müslümanların en tabii hakkıdır.

  • Şunu üzülerek söylemeliyiz ki, şu anda ne “Ebabil kuşlarını beklemeyi” hakeden bir maneviyatımız, ne de Firavunların sihirbazlarını teslim alacak bir maddi gücümüz vardır.
  • Bununla beraber, ümidimizi asla kaybetmeyeceğiz.

Fakat önce “Ey iman edenler! İman ediniz.” (Nisa, 4/136) mealindeki ayetin işaret ettiği gibi, samimi müminler olacağız.

İslam âleminin bu bölünmüşlüğünün altında yatan en önemli sebeplerden biri -bizce- imandaki ihlası, samimiyeti, kardeşliği, fedakârlığı, hikmetli feraseti, kudretli ittihadı, vahyin ışığında eğitim görmüş aklı, ahireti dünyaya tercih eden erdemli müminleri, özellikle bu vasıflardaki lider kadrosunu kaybedişimizdir.

Kur’an’da Firavunların en büyük taktiği değişik renk ve boyuttaki bölücülükle insanları bölüp parçalayıp lokmalar haline getireceklerine işaret edilmiştir:

“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı. Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım ve onların eliyle Firavun’a, Hâmân’a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.” (Kasas, 28/4-6)

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”


“Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete ram ol!..
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”

Selam ve dua ile…
Kaynak: Sorularla İslamiyet

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

Altın Oluk

Arapça’da oluk karşılığı mes‘ab veya mîzâb kelimesi kullanılmakta olup mîzâbın Farsça’dan geçtiği veya “akmak” mânasına gelen “vzb” kökünden türemiş olduğu şeklindeki görüşler yanında bu kelimenin mes‘abın bozulmuş şekli olduğu

DEVAMINI OKU »

MESCİD-İ HARÂM

El-Mescidü’l-Haram, Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu alandaki camiin adıdır. Hürmet ve saygı gösterilmesi gereken mescit anlamında bu ad verilmiştir. Yeryüzünde inşa edilen ilk mescit ve müslümanların kıblesidir.

DEVAMINI OKU »

MESCİD-İ AKSÂ

El-Mescidü’l-Aksâ, Kudüs’te eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşa edilmiş olan camiin adı. “En uzak mescit” anlamına gelen bu tabire ilk olarak Kur’ân-ı Kerîm’in Mirac’la (bk.

DEVAMINI OKU »